25/3/2008 - ARTIK UYUMAK İSTİYORUM
Dün uykunun tutmadığı gecelerden birisini daha yaşadım.Gidişinden sonra alışkın olduğum gecelerden birisi...Sabaha kadar yatak düşman oldu bana.Bir türlü rahat bırakmadı gözlerin beni. ne yaptımsa bakışlarını çekmedin üstümden.Kalktım yataktan,madem beni rahat bırakmıyordun daha fazla yaşamalıydım seni.Dolabımı açtım ve elime gelmesin diye kullanmadığımın kıyafetlerimin en altına gizlediğim resimlerimizi çıkardım.Resimlerle beraber yüreğime gömdüğüm anıları da tabi...Seni tekrar yaşamanın verdiği heyecan,sana bir kez daha yenilmiş olmanın verdiği utanç,bu sahte vuslatın ne kadar kısa süreceğini bilmenin verdiği hüzünle beraber içine girdim resimlerin.
Mutluluk,neşe,coşku,keder,kaygı,sıkıntı,heyecan...Ne varsa insan olmaya dair yaşamışız hepsini,senle yaşamak kat kat insanlaştırmış beni,kat kat zenginleştirmiş.Seninle yaşanılan anlamsızlığın bile bir anlamı varmış benim için.Fakat resimlerden birisi dikkatimi çekti,nasıl gözümden kaçmış şimdiye kadar bilmiyorum,öyle ki; bakışlarındaki hüzün içimi acıttı.Bu fotoğrafını ben çekmiştim,hatırlıyorum ve sen bu fotoğrafın ertesi günü gitmiştin.Anladım ki;sen bu bakışınla anlatmak istemişsin gideceğini;ancak ben hiç farketmemişim gözlerindeki bu gidişi.Bakışlarını bırakmışsın bu resimde,bana olan duygularını,kendini bırakmışsın ve kalbini.Aslında sen hiçbir zaman gitmemişsin.
Belki bir gün gelirsin bakışlarını geri almak için;ancak o zaman beni bulabilir misin bilmiyorum.Eğer bulamazsan dolaba,resimlerin içine bak.Çünkü bugünlerde kendimi sık sık onların arasında buluyorum.
deniz
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
21/3/2008 - ZAMAN(SIZLIK)
Bazen hayatımı baştan yaşamam mümkün olsaydı nasıl yaşardım diye kendi kendime soruyorum.Neleri yapardım neleri yapmazdım arasıra sıralıyorum içimden biraz da acıyla beraber.İçim acıyor; çünkü bir kez daha anlıyorum nasıl hoyratça harcamışım yıllarımı.
Sanki hiç zaman geçmiyormuş gibi,sanki yıllar benim elimde oyuncağımmış gibi oynamışım sınırlı olduğunu unuttuğum ömrümle.En önemli hatalarımdan biri zaman bilincini kaybetmek olmuş ya da hiç kazanamamışım,bilmiyorum...Sebebini de bilimiyorum;yani neden zaman hususunda bu kadar kaygısız davran mışım neden bu konuda bu kadar yüzeysel düşüncelere sahip mişim çözemiyorum.Akreple yelkovanın ne kadar hızlı bir şekilde hareket ettiklerini görmezden gelmek kayıplarımın ve yenilmişliklerimin sebebi olmuş.Her geç kalmışlık bir yara açmış yüreğime...yara üstüne yara...Ben bu yaralarımı iyileştirmeye çalışırken yaşlanıyor olduğumu unutmuşum. Ama sonunda anladım ki ne yaralarımı iyileştirebilmişim ne de zamanı durdurabilmişim...
Yaşlanmaya ve yaralanmaya devam ediyorum.Sanki bir çemberin içindeyim,içindeki mayınlarla beraber ve ben bu çemberden kurtulmaya çalışıyorum,çalıştıkça çember daha da büyüyor ve beni içine hapsediyor.Ama bu çemberi aşmaktan,mayınlara basmamaya çalışmaktan vazgeçmeyeceğim.Benim çabam her ne kadar kaşıkla tünel kazmaya benzese de ben bu çemberi aşmak umuduyla hayata bağlıyım.Vazgeçersem yaşayamam...
deniz...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/2/2008 - DAĞLAR VE İNSANLAR
Dağların özelliklerinden bahsedilirken onların ihtişamını vurgulamak için şu bilgi verilir:Dağların büyüklüğü bizim gördüğümüzle sınırlı değildir.Ne kadar yüksekse o kadar derindir dağlar; yani yerin altına doğru uzanırlar ;ama biz göremeyiz ve dağları bizim gördüğümüzle sınırlı zannederiz.
Ben dağların bu yönüyle "insan"ı birbirine benzetiyorum.Çalışıyoruz. geziyoruz, yiyoruz, içiyoruz, gülüyoruz, ağlıyoruz v.s. Bu bizim görünen kısmımız.Bir de görünmeyen kısmımız var, derinlere doğru inen...Duygularımız, düşüncelerimiz, iyi niyetlerimiz, kötü niyetlerimiz, hayallerimiz , umutlarımız, korkularımız, zaaflarımız...
İnsanı keşfetmek çok zor.Neyi, niye yaptığını kestirebilmek neredeyse imkansız.Çünkü insan tehlikeli bir varlık.Kendini maskelemeyi, duygularını saklamayı iyi beceriyor.Bu yüzden derinlerine inmek, sakladıklarını anlayabilmek çok zor.
İşin ilginç tarafı bu "keşfedememe" durumu sadece karşı taraf için değil kişinin kendisi içinde geçerli.Yani insanın kendini çözebilmesi de emek ve çaba isteyen bir iş.Mesela ben kendimi muhasebe edince "dışa yansıya ben" bir de "içimdeki ben" diye bir ayrıma gitmem zor olmuyor.Etrafımdaki insanlar aslında beni tanımıyorlar ya da şöyle söyleyeyim; içimdeki beni tanımıyorlar.Asıl hissettiklerimi, düşlerimi, düşüncelerimi, zayıf yönlerimi, isteklerimi bilmiyorlar.İşin en ürkütücü tarafı kişinin kendisi de kendini yani "içindeki ben"i tanıyamıyor ya da tanımak için uğraşmıyor ve sahte bir kimlikle sahte bir yaşam sürüp sessiz, sedasız göçüyor bu dünyadan...
deniz
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/2/2008 - BİR YALNIZLIK MANİFESTOSU
Bakınca gözlerine unuturdum bütün sıkıtılarımı,sanki herşey bir anda güzelleşirdi.Yüreğimin berraklaştığını hissederdim.Gelince benim yanıma,duyunca o güzel sesini benim olurdu gökyüzü,güneş gülümserdi bana bütün sıcaklığıyla.Hayal kurardık,dertleşirdik,mutsuz olurduk,mutlu olurduk,üzülürdük,neşelenirdik...Sabrederdik,şükrederdik,isyan ederdik,acıkırdık,susardık.
Ne kadar güzelmiş senle yediğmiz simitler,beraber yudumladığımız çaylar.Hayatı da beraber yudumluyormuşuz meğer.Senden sonra ben simit yemiyorum,çay da içmiyorum.Senden sonra ben yaşamıyorum aslında.Sadece nefes alıyorum belki birgün dönersin beni de hayata döndürürsün diye.Senin yanında ben en güzel kız,en özel insan oluyordum.Varlığın güç veriyordu bana,büyüdüğümü hissediyordum yanında.Sonsuzluğa uzanıyordum seni dinlerken,hayatı senden dinlerken...Sana bakarken seninle dost olduğum için ne kadar şanslı olduğumu düşünürdüm.Senin en büyük hayranlarından birisiydim ben,seninle herşey ne kadar aydınılıktı.Ben seni ve seninle olan beni çok özlüyorum...Sen benim memleketimdin.Sensiz ben hep gurbetteyim.
Nerdesin?
.....
deniz
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/11/2007 - ÖĞRETMEN
Bir öğretmenler gününü daha uğurladık yeniden dilekler dileyip, yeni yeni sözler vererek hem kendimize hem de etrafımızdakilere...Ben de bir öğretmenim ve ben de bir sürü kutlama mesajı aldım. Herkese çok teşekkür ediyorum.
Mutlulukla beraber içimde biraz da hüzün taşıyorum. Çünkü böyle zamanlarda ne kadar önemli bir meslek icra ettiğimi daha iyi anlıyorum ve her zaman içimde taşıdığım "Acaba ne kadar iyi bir öğretmenim?" sorusunu kendime defalarca sorup duruyorum.
Öğretmenliğimi sorgulama durumunun bu zamanlarda artmasının en önemli sebebi toplumun öğretmenlerden beklentilerinin ve öğretmenlere yükledikleri anlamın büyüklüğü.Onları dinledikçe ne kadar zor bir iş yaptığımı birkez daha anlıyorum.
Kendimi şöyle bir gözden geçirip artılarımı, eksilerimi belirliyorum.Yapmam gerekenleri düşünüyorum ve bir öğretmen olarak sürekli kendimi geliştirmem ve bu mesleğe emek vermem gerektiğine karar veriyorum. Evet, bunlar benim görevim; ama toplumun unuttuğu birşey var: Öğretmenin tek başına hiç birşey yapamayacağı! Bir insanın eğitilme ve yetiştirilme sürecinde tek etken olarak öğretmeni görmek ve yükü öğretmene bırakmak anne-babaların en büyük yanlışıdır.Çünkü çocuk en erken 5-6 yaşlarında okulla tanışıyor. (Eğer ana okuluna giderse.)Zaten çocuk bu yaşa kadar anne-babasının etkisinde yetişiyor ve büyük ölçüde şekillenmiş oluyor.Yaşı büyüyen öğrencinin eğitilmesi ve değiştirilmesi daha da zorlaşıyor. Bir de aileler çocukları büyüyünce onların eğitimi hususunda herşeyi öğretmene bırakıp sonra da mucize bekliyorlar. Bu da büyük bir yanlış! Çünkü bu durumda yani öğrencinin eğitilmesi konusunda aile ile öğretmen arasında işbirliğinin olmaması durumunda öğretmenin çabaları boşa çıkıyor ve öğrenci kötü örneklerin etkisinde kalarak bir sürü yanlış tavırlar içerisine giriyor.
Ben lise öğretmeniyim ve bir öğrenciyi olumlu yönde değiştirmenin ve onun iyi modellere odaklanmasını sağlamanın ne kadar zor olduğunu daha iyi biliyorum.Özellikle ortaöğretim aşamasında sağlıklı bir eğitim verilebilmesi içn öğrencinin de gayretli ve hevesli olması çok önemli bir etken.Öğrenme hevesi olmayan, merak duygusu taşımayan, okulu sadece diploma alacağı bir kurum olarak gören öğrenciyi etkilemek ve eğitmek oldukça zor bir iş...Öğretmenle öğrenci arasındaki bilgi ve duygu alışverişinde karşılıklı istek ve emek, okul yıllarının "Eğitim"e dönüşmesinin önemli şartlarından birisidir.Özellikle lise yıllarında.
Son olarak şunu belirtmeliyim ki; bireylerin eğitilme ve donanımlı bir şekilde yetiştirilme sürecinde öğretmen-öğrenci-veli işbirliği kaçınılmazdır.Bu işi sadece öğretmene yüklemek ve toplumdaki bozulma ve yozlaşmadan öğretmeni sorumlu tutmak büyük bir hatadır.Öğretmenliğin dışarıdan görüldüğü kadar kolay bir meslek olmadığı artık anlaşılmalı ve öğretmene yardımcı olunmalıdır."Öğretmenler Gününde" bize verilecek en büyük hediye budur...
deniz
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|

Hakkımda
"HAMDIM,PİŞTİM,YANDIM" SANDIM



Kategoriler

Arkadaşlarım
Blogcu Yardım isis osiris freedomfighter yuzumhuzun golgeyanim elifnun kamerce

Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı
KISA MESAJ BIRAKIN

Faydalı Linkler
HABER
SonSaniye.net
Zaman.com
Dünyabülteni.com
Haberlist.com
BİLGİ
Memurlar.net
Dindersi.com
Dikab.com
İkraislam.biz
MuhammedMustafa.net
Vedahutbesi.org
Tarihsayfam.com
Tarihim.com
Antoloji.com
Dini Hikayeler
Kuran Dinleyin
Kuran Mealleri
KAMU KURUMLARI
Yok.gov.tr
Osym.gov.tr
E-Okul
İlsis-Meb
Türktakvim.com
Bankalar.org
Onlinekütüphane.com
SAĞLIK
Kozmikbilinç.com
Hekimce.com
Realage.com
ÖNERDİKLERİM
Senaidemirci.net
Ozemre.com
Mailleriniz için •elifnihal@mynet.com

|